Ne kadar özgür o kadar kısıtlı, ne kadar sınırsız o kadar sonlu, ne kadar şeffaf o kadar kuşatıcı, ne kadar demokratik o kadar fişleyici. İnternet hakkında ne kadar sıfat kullanılırsa kullanılsın tam terslerini de iddia edecek bir mantık çerçevesi her zaman bulunabilmektedir. Çünkü aslında bugün hiçbir şey göründüğü şey değildir.

Bu girişten sonra ifade edebiliriz ki: Gezi Parkı süreci, Yeni Medya olarak tanımlayabileceğimiz alanın, ilk kez hayatlarımızda bu kadar vücut bulduğunu ve internetin sokak ile olan ilişkisinin var olduğunu göstermesiyle her zaman belleklerimizde kalacaktır. Bu çalışmadaki amacımız, yeni medya araçlarının direnişe etkilerinin çeşitli açılardan değerlendirilmesidir. Bu değerlendirmeleri yaparken, internet özgürlükleri, sansür, dijital gözetim ve bilginin özgür dolaşımı gibi konularda çalışmalar yürüten Korsan Parti Hareketi’nden de bahsedeceğiz. ‘Sosyal medya’ teriminden ziyade ‘yeni medya’ ifadesi tarafımızca daha uygun görülmekle beraber her ikisi de yazı içerisinde kullanılacaktır.

Doğası gereği potansiyel eğilimleri güçlendiren yeni medya, zaman ve mekan sınırlamalarının ortadan kalktığı, iki yönlü ve eş zamanlı bilginin dolaşıma sokulduğu bir sistemdir. Yeni/sosyal medya, katılımcı, şeffaf ve ulaşılabilir bir iletişim sistemidir. Öte yandan bilgi ve internet teknolojileri sürekli gelişirken insanları da değiştirip dönüştürmektedir. İnternet üzerinde insanların günlük iletişim biçimleri yeniden kurgulanırken, daha önce birbirleriyle iletişim kurmamış gruplar da sosyal ağlar üzerinden ilişki kurmaktadır. Bu süreçte yeni medyanın en büyük güçlerinden biri de anonim kalabilmektir. Ancak, fikirlerini ismini saklayarak beyan etme zorunluluğunu hissetmek özgürlük değil, felsefi açıdan bakılırsa olsa olsa bir tür tutsaklıktır. Anonim olarak fikir beyan etme alışkanlığının yaygınlaşması, içine kapalı toplumlar yaratmanın başka bir yoludur. Korsan Parti’ye göre yapılması gereken, gerçek kimliklerimizle yer alabileceğimiz bir hukuk devleti anlayışı geliştirmektir.

Anonimliğin bir tarafı da, belli sebeplerden dolayı oto-sansür uyguladığımız düşüncelerimizi ifade etmek adına alternatif bir yöntem olmasıdır. İnternet çağının ilk sosyalleşme mecraları olan IRC -hala kullanılmakta olup belli bir oranda gizlilik ve güvenlik sağlamaktadır.- ve ICQ gibi platformlarda anonim iletişim kurma deneyimleri yaşanmıştı. İnsanlar günlük hayattaki toplumsal baskılar sebebiyle içe atılmış bazı duyguları ve düşünceleri bu anonim ortamı deneyimleyerek kısmen “özgür” bir biçimde ifade etti. Zamanla ağ yapısındaki değişimler, kimliğimizi gizleme konusunda daha teknik bilgiye sahip olmamızı gerektirdi. Anonimliğin önemsenmemesinin sebeplerinden biri de, Facebook gibi sosyal ağların bizleri kimliğimizi ortaya dökmeye çağırması ve ancak bu şekilde var olabileceğimizi önermesiydi.

Gezi Eylemleri’nden sonra internet kullanımına bazı düzenlemeler getirileceğine ilişkin değerlendirmeler sırasında İçişleri Bakanı Muammer Güler, “siber terör yasası” hazırlığının ipuçlarını vererek, “internet üzerinden veya yazılı, görsel medya üzerinden suç her türlü işlenebilir. Bunun önüne geçilmesinin çeşitli yolları var, bu düzenleme buna yönelik” demiştir. Oysa ki şu an Türkiye’de, Türk Ceza Kanunu ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele edilmesi Hakkında Kanun olmak üzere bu konu hakkında yeterli düzenleme bulunmaktadır. 5651 sayılı kanunun yaratmış olduğu internet sansürüne, ilgili kanunda AİHS başta olmak üzere Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmelere ve Anayasaya uygun şekilde yapılacak değişikliklerle son vermek gerekirken; kanun koyucunun tehditkar mevzuatları yürürlüğe sokarak internet özgürlüklerini kısıtlaması, hepimizi kaygılandırmaktadır.

Gündeme sürekli “terör/terör örgütü propagandası” ve “devleti ve kurumlarını aşağılamak” gibi suçlar gelirken, esasen toplumsal barışın sağlanması ve özellikle toplumdaki “öteki”lere saygının güçlendirilmesine katkı sağlamak açısından nefret söylemi kavramına giren/girmesi gereken içeriklere dikkat çekmek yerinde olacaktır. Açıkça etnik köken veya inanç nedeniyle ayrımcılık içeren, toplu şekilde “nefret söylemi” temelinde kişi ve kurumları aşağılamak, hedef göstermek, tehdit etmek gibi içerikleri barındıran pek çok mesaj, Gezi Direnişi döneminde de oldukça artış göstermiştir. Bazı yayın organları ise yazarları, sanatçıları, reklam ajanslarını, iş adamlarını vb. kişileri, onlar gibi düşünmeyenlerin hedefi haline getirip şiddeti destekleyebilecek yazılar ve “haberler” yayınlamıştır. İdareye ve yargıya düşen görev, öncelikle kendi birimlerinden başlayarak nefret söylemleri konusunda kapsamlı bir eğitim çalışması yapmak ve nefret söylemine yönelik suçları açıkça mevzuatta tanımlayarak ilgili makamlarca dikkate alınmalarını sağlamak olmalıdır.

İnternet üzerinden yapılan her tür “yayın” hakkında tüm dünya ülkelerinde mevzuat ile ya da teknik anlamda kısıtlama ve sınırlamalara gidildiği bilinmektedir. İnternet üzerinde herhangi bir sitede ve herhangi bir yolla paylaşılan her türlü içerik bir sitenin ya da bunu paylaşanın kendi sayfasının/profilinin kapanmasına/sansürlenmesine neden olabilmektedir. Otokratik yönetimi olan ülkelerin yanı sıra, görece demokratik ülkelerden sayılan ABD’de bile SOPA gibi kanunlarla internet kısıtlamalarına gidilmektedir. Korsan düşünceye göre sansür, iktidarların bilgiyi denetimden kaçırma yöntemlerinden biridir. Fakat bilgi her zaman özgür kalmalıdır ve özgür kalmayı istemektedir. Öte yandan, uluslararası metinleri yorumlayabilme ve uygulayabilme kapasitesine haiz, hukuktan anlayan bilişimciye ve bilişimden anlayan hukukçuya acil ihtiyacımız vardır.

Bülent Arınç’ın “İstesek interneti kesebilirdik ama kesmedik” gibi bir açıklaması olmuştur. İran’da ve Arap devrimi sırasında bazı ülkeler internet erişimlerini kısmen veya tamamen kesmiş, yurt dışındaki internet sitelerine erişimi yasaklamıştı. Kuzey Kore gibi bazı ülkelerde de yurt dışında bulunan IP adreslerine erişim kısıtlaması ve sansür mevcuttur. Bu çerçevede hükümetin Türkiye’deki interneti kısıtlaması, uyandıracağı büyük tepkiden dolayı teknik olarak mümkün olsa da siyaseten mümkün değildir. Devlet tarafından “internetin kesilmesi” gibi bir şey olması durumunda ise, yurt içinde ve yurt dışından sağlanan çeşitli hizmetler aracılığıyla (VPN, dialup, uydu internet vb.) internet erişimi, nispeten daha yavaş olsa da sağlanabilecektir.

Yeni medya araçları, ana-akım medya tarafından gizlenen ya da üzerine düşülmeyen olayların görünür kılınmasına ve kullanıcılar arasında etkileşim yaratmasına yardımcı olmaktadır. Bu araçların en büyük tehlikelerinden biri,  paylaştığımız içerik ve kodların Facebook, Twitter gibi şirketler aracılığı ile iletilmesidir. Bununla birlikte Gezi Parkı Direnişi esnasında örgütlenmek ve haberleşmek adına kullanılan yeni medya araçlarının, polis teşkilatı tarafından izleme ve gözetim araçlarına dönüştüğüne de bizzat şahit olduk. Burada üzerinde durulması gereken asıl husus sosyal medya araçları değil, kullanımları esnasındaki akıl ve biçimdir. Gezi olaylarından gördüğümüz diğer çıkarımlar ise; dijital aktivizmin sokak ile birleşmesi, insanların dijital araçları etkin bir şekilde kullanarak içerik üretmesi ve çoğu insanın gözünde televizyon ve bilgisayarın/internetin yer değiştirmesidir.

Bu anlamda Korsan Parti Web Sitesi Gezi Eylemleri sırasında ve sonrasındaki forumlarda, manifestosuna uygun şekilde, internette ifade özgürlüğünü destekleyici eylemlerde bulunmuş, buna ilişkin etkinlikler gerçekleştirmiştir. Korsan Parti, internet güvenliği-anonimlik konularında yeni medyayı kullanarak içerik üretirken nelere dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin çalışmalar yapmaktadır.

Sonuç olarak yeni medya, bugünün geleneksel medyasının aksine halkın siyasileri denetleme ve demokratik tartışmanın bir parçası haline gelme isteklerine cevap vermektedir. Kadıköy Yoğurtçu Parkı forumunda bir konuşmacı:”Siz direnişi ana akım medyadan (isimlerini sayarak) değil, muhalif basından (isimlerini sayarak) öğrendiniz.” derken bu cümleleri dinleyen kitlenin neredeyse yarıya yakın bir kısmı direnişi “sokaktan”, diğer bir ezici kesimi ise “twitter’dan” öğrendiğini/takip ettiğini haykırmış ve karşı çıkmıştır.